Pandora - Anne Rice
Anne Rice, Stephenie Meyer'in Alacakaranlık Serisi ile birlikte yeni bir patlama yaşayan vampir furyasının tanınmış yazarlarından. 1977'de yazmış olduğu Vampirle Görüşme isimli kitabının Tom Cruise, Brad Pitt ve Antonio Banderas'lı bir kadro ile filmi de çekilmişti.
Pandora da Anne Rice'ın 1998'de yazdığı yine vampir konulu bir roman. Bu kitabı ve bunun gibi onbeş kitabı daha Star Gazetesi'nden 29 kupon biriktirerek aldım. Denilene göre bu kitaplar, The New York Times'ın bestseller kitaplarıymış. Ayrıca araya sıkıştırayım; yakın zamanda yine 29 kupon karşılığında onbeş tane daha kitap alacağım Star'dan. Sonra da onbeş adet Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes'ünden alacağım. Star Gazetesi böyle kitap vermeye devam ettikçe ben de Star almaya devam ederim. Toplam 45 kitap bana uzun süre yeter sanırım.
Konumuza dönelim. Pandora'nın arka kapağında tabii ki kitabı övücü cümlelere yer verilmiş.
İştah kabartıcı. (Library Journal)
Baştan çıkarıcı. (Booklist)
Korkuç derece enerjik. (The New York Times Book Review)
Hele ki şu "baştan çıkarıcı" tanımlamasına da uyuz olurum. Bu kadar klasik tanımlamanın altına son bombayı patlatmışlar tabii.
Rice'ın yapmış olduğu en muhteşem çalışma. (Raleigh News & Observer)
Bir kitabın arka kapağında bunları görüyorsan kaçacaksın esasında. Lâkin bana nispeten bedelsiz ulaşmış bir kitap olduğu için, edindiğim bir başka şiarı uygulayıp, okudum.
Kısaca konu şudur. Pandora, vampir olmadan önce Roma İmparatorluğu devrinde Roma'da yaşayan, soylu bir aileye mensup, babası Roma İmparatorları'na ve Senato'ya yakın olan bir kızdır. Olaylar gelişir ve bir şekilde vampir olur. Vampir olması, kitabın yarısından fazlasını geçtikten sonra meydana geliyor. Bir yerlerde okumuştum; Anne Rice'ın vampirleri bizim bildiğimiz vampirlerden farklıymış. Bu kitapta da bunu anlayabiliyoruz. Mesela bu vampirler haçtan falan korkmuyorlar. Zaten bu mümkün değil çünkü Pandora vampir olduktan çok sonraları Hristiyanlığın doğuşuna tanıklık ediyor. Sarımsak ile ilgili de bir mevzu göremedim. Yarasaya dönüşme, uçma gibi hadiseler de söz konusu değil. Güneşte yanma olayı var ama bizim bildiğimizden farklı. Bir de bu vampirler yaşlandıklarında heykel gibi bir şey oluyorlar. Kazık çakma işlerine girenine de rastlamadım bu kitapta.
Hemen hemen bütün vampir romanlarında olduğu üzere bu romanda da kimi erotik ögelere yer verilmiş. Olmasa şaşardım zaten. Onlar da yerlerini almışlar.
Kitap Pandora'nın ağzından yazılmış. Pandora da bir kendini beğenmiş ki sormayın gitsin.
Bir de karşılaştırma yapalım haddimiz olmayarak. Şimdilerde vampir denilince akla Stephanie Meyer geliyor ya. Ben Stephanie Meyer'in Alacakaranlık Serisi'ni okumadım. Ancak eşim sayesinde okumuş kadar oldum. Ayrıca ilk filmi de izledim. Yine de Göçebe isimli bir romanını okumuştum. (tıklayınız.) İşlediği konuya hakim, hayalgücü geniş ve anlatım kabiliyeti de yüksekçe bir yazar olduğunu söyleyebilirim. Anne Rice ise hayalgücü konusunda Stephenie Meyer'den çok daha derin bir yazar belli ki. Konuya hakimiyeti de iyi fakat anlatım kabiliyeti konusunda bence yetersiz kalıyor. Kitapta bazı bölümler karmakarışık âdeta. Hayalgücüne hâkim olamıyor herhalde.
Sıra ayrıntılarda boğulmaya geldi. Roma İmparatorluğu döneminden bahsedilen bölümler ilgi çekici. O zamanların en uygar toplumu sayılan Romalılar'ın ilginç bir adetinden bahsediliyor. Ben daha evvelden biliyordum ama bilmeyen çok insan olduğunu da bildiğimden burada yer vereceğim.
Bu konuda özetle şu yazıyor kitapta. "Eski Roma'da verilen davetlerde tıka basa yiyen davetliler, kusma odası adı verilen bölüme geçerek midelerini boşaltır ve diğer yiyecekler için yer açarlardı. Her bir şeyin tadına bakıldıktan sonra da evin kölelerine tecavüz edilirdi. Dişi ya da erkek farketmezdi."
Ben de yenen yemeklerin muhtevası hakkında birkaç bilgi sunmak isterim. Yenilen yemekler arasında bülbül, salyangoz, leylek, karga gibi hayvanlar varmış. En sevilen yemeklerden biri yavru domuzun döl yatağı imiş. Hatta tarihçi Aelius Lamprides'in anlattıklarına bakılırsa, imparator konuklarına tavus kuşu dili ve canlı horozlardan kestirdiği ayak ve ibikler sunarmış ve açık büfedeki yemekleri papağan kafalarıyla süslerlermiş.
Son olarak bu dehşet verici yemek listesine kitapta da adı geçen bir sosu eklemek gerekir. Garum adı verilen bu sos Pandora'da sadece ismen geçiyor ama ben nasıl yapıldığını da buldum. Şu şekilde; küçük su ürünleri ve büyük balıkların iç organları 2-3 ay süreyle güneşin altında kontrollü biçimde çürütüldükten sonra süzülür ve sarı bir sıvı halindeki garum elde edilirmiş. Bu garum, aklınıza gelebilecek hemen her şeye eklenen bir tat olarak Romalıların vazgeçemediği bir şeymiş.
İşte modern Roma İmparatorluğu'nun hali bu şekilde imiş o zamanlar. En azından ev hali.
Bir başka dikkatimi çeken şey de şu. Pandora, Roma'dan ayrılmak zorunda kaldığı zaman Antioch isimli bir şehre geliyor. Bu şehrin, romanın geçtiği çağlarda dünyanın 3. ya da 4. büyük şehri olduğu söylenir. Esasında bizim yakından bildiğimiz bir şehir burası. Hatay ilinin merkez ilçesi Antakya.
Anne Rice ile ilgili Wikipedia'da, önceleri ateist olduğu ancak son zamanlarda çocukluk dini olan Katolik inancına dönüş yaptığı yazıyordu. Artık vampir romanları değil, Hz. İsa ile ilgili romanlar yazıyormuş. Kitapta Pandora, Hristiyanlık'ın doğuşunu ve gelişmesini, uzun yıllar yaşayan bir vampir olarak gözlemliyor. Ateist olduğu zamanlarda yazılmış bir kitap olduğu belli. Mesela romanın diğer karakteri Marius'un ağzından şu minvalde cümleler dökülüyor.
"Hristiyanlar daha bir mezhep bile olamadılar. Bazıları John'a bazıları İsa'ya tapıyor."
Burada John adı ile geçen kişi bizim Hz. Yahya olarak bildiğimiz ve Hz. Zekeriya'nın oğlu olan peygamberdir. Kitapta Baptist John olarak da kimi yerlerde geçiyor. Jesus'u İsa olarak çevirmişler ama nedense John'u Vaftizci Yahya olarak çevirmemişler.
Bir başka yerde şöyle diyor Marius.
"John ve İsa'yı tanımış olanların yazdıkları kitapların hiçbirinde, ikisinden birinin ölümden sonra dirileceklerini söyledikleri bir yer bulamadım. Bütün bunları Paul kattı."
Bu cümleyi biraz daha açarsak; Vaftizci Yahya ve Hz. İsa'nın, ölümden sonra yaşam ile ilgili bir şey anlatmadıklarını söylüyor. Vaftizci Yahya ve Hz. İsa'yı tanıyanların yazdıkları kitaplar olarak bahsedilen kitaplar, herhalde İncilin ilk zamanlardaki onlarca versiyonu oluyor. Bütün bunları Hristiyanlık'ın içine, şimdiki dünyamızda Aziz Paul olarak bilinen kişinin kattığını iddia ediyor. Bu cümlelerle ilgili olarak başka bir konuya geçeyim.
Hristiyanlık'ta ölümden sonra yaşam inancı, bizim inancımıza göre de en başından beri olması gereken bir olgu. Bunu kitapta yazıldığı gibi Aziz Paul'ün eklemesine gerek yok. Fakat Aziz Paul'ün geçmişini incelersek, Hristiyanlık'ın ilk baştaki inançları içerisinde olmayan kimi uygulamaların, sonradan bu dine eklenmesine neden olmuş olabileceğini düşünüyorum.
Aziz Paul, Tarsus doğumlu bir Yahudi'dir. Gerçek adı Saul'dür. Roma İmparatorluğu'nda komutanlık yaptığı zamanlarda Hz. İsa'nın ölümünden sonra cemiyetin başına geçen Havari Petrus'un etrafında toplanan İsevî'lere büyük baskılar ve eziyetler yapmıştır. Daha sonra Hz. İsa'nın bir vizyonunu gördüğünü söyleyip Barnabas'ın himayesinde Havari Petrus'un cemaatine katıldı. Bugüne kadar yaptığı hataları affettirmek için misyonerlik faaliyetlerine başladı ve çok yerlere gitti. Gittiği yerlerde kendi cemaatini oluşturdu ve bu yeni dinde köklü değişiklikler yaptı. Mesela sünnet'i ve domuz yasağını kaldırdı. O zamana kadar Havari Petrus'un kontrolünde tek başlı olan kilise de Aziz Paul'ün gittiği yerlerde kurduğu ve bugün Pavlik Kiliseler olarak adlandırılan kiliseler nedeni ile bölünmüş oldu.
Konu uzadıkça uzuyor ama yukarıda adı geçen Barnabas'tan da bahsetmek lâzım. Barnabas, Aziz Paul'ün ilk misyonerlik gezisine katılmıştı. Sonra yolları ayrıldı ve Aziz Paul'ün getirdiği yeni yorumlara karşı çıktı. Sünnet olma gerekliliğini savundu. Daha önemlisi, Barnabas İncili adı verilen bir İncil daha vardır. Bilindiği gibi bugün Hristiyan Kilisesi tarafından Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri'nden başka İncil kabul edilmemektedir. Barnabas İncili'nde, bugünkü Hristiyanlık'ın temel inancı teslisten (Baba, oğul, kutsal ruh) çok tek tanrı inancına yönelik bir anlatım olduğu, Hz. Muhammed'in geleceğinin müjdelendiği, domuz etinin, şarabın yasak, sünnetin, namazın şart olduğu yazmaktadır. Fakat bu İncil üzerinde çeşitli spekülasyonlar da vardır. Mesela bunu Müslümanların yazdığı da iddia edilmektedir. İlmimin yetmeyeceği konulara fazla girmek istemiyorum. O nedenle bu İncil'in linkini veriyorum. Siz kendiniz inceleyin. http://barnabas-incili.com
Kitaba dönersek; son olarak söyleyeceğim şudur. Vampir hikâyelerini seviyorsanız okuyun. Konuya tam hâkim olabilmek için Vampirle Görüşme isimli birinci kitaptan başlayıp sırasıyla okumanız daha yararlı olur. Ben şahsen elime geçerse ve okuyacak başka bir kitap da yoksa okurum. Aksi takdirde vampir kitapları ile vakit kaybetmek yerine vampir filmleri ile vakit kaybetmeyi yeğlerim.