Oldukça ses getirmiş bir kitap bilindiği gibi. Lakin bu ses getirmeye değer mi bunu biraz irdelemek isterim.
Konusu itibariyle tartışmasız çok enteresan bir kitap. Zihinsel hastalıklar sebebiyle geleceği görebilme yetisini bilimsel bir temele ve hatta bazı gerçeklere dayandırmış olması takdir edilesi bir çaba. Bunu da iyi bir şekilde kotardığını belirtmek gerekir. Zaten bu nedenle de ortalıkta geleceği görebilen iki adam olduğu halde pek şaşırmıyorsunuz. Böylelikle kitap kolaylıkla sizi kendi gerçekliğinde uygun bir köşeye iliştiriyor. Okuyucuya kalan da o köşeden konuyu takip etmek oluyor bu durumda.
Adam Fawer bu başarısına karşılık roman karakterleri bakımından aynı başarıyı yakalayamamış gözüküyor. Bunu isteyerek yapmış olabileceği düşüncesi de aklıma gelmiyor değil. Böylesine iyi bir konu yakalamışken kitabın sürükleyiciliğini ya da konunun etkileyiciliğini özellikle baş karaktere yedirmek istememiş olabilir. Dolayısı ile kitap bittikten sonra elimizde kalan sadece geleceği görebilen iki adam, bunlara yardım eden bir kadın ve işin bilimsel yönünü insanî yönünden üstün tutan bir iki bilimadamı.
İşe sanatsal yönde bakıldığında, bir bilim kurgu romanında ne kadar olursa ancak o kadar var demek bile iyimser bir yaklaşım olur. Cümleler genellikle son derece basit. Çok abartmayayım ama biri bana "Al bu konuyu, karakterler de bunlar." dese, romanın gidişatını da biraz anlatsa sanki daha iyi yazabilirmişim gibi geldi. Bunun suçlusu kitabın çevirmeni "Şirin Yener" de olabilir tabi. Öyle bile olsa ben önüme gelene bakarım.
Bütün bunlar eseri okurken zevk almamızı engellemez belki ama bittikten sonra da yaratması gereken etkiyi oluşturamamasına sebep olur.
Okunmalı mıdır diyecek olursak, konunun yüzü suyu hürmetine okunmalıdır. Ancak bir dünya klasiği okuduktan sonra bunu okursanız attan inip eşeğe binmiş gibi hissedersiniz. O zaman konunun ilgi çekiciliği de güme gider.