Mevzubahis ben isem hemen her şey teferruâttır.
Bağlantılar
Dörtlük
Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele
Devlet-i çerh-i denî verdi kamu müptezele
Şimdi ebvâb-ı saadetle gezen hep hezele
İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem Yezel'e.

Bu dörtlük, III. Selim öldürüldüğünde kaftanının cebinde bulunmuştur. Yazarı da III. Selim'in babası III. Mustafa'dır.

Kumral Ada ~ Mavi Tuna - Buket UzunerBiraz geç kaldım. Farkındayım. Fakat evde görünce de "Okumamak olmaz." dedim. Geç de olsa okunabilme özelliğinden bir şey yitirecek değil.

Kumral Ada ~ Mavi Tuna'nın popülerliği doksanların sonuna rastlıyor. Yani on sene geride kalmışım. Gene de iyi. Herkes Bilge'ye uyup Ferrari'sini satarken, ben Don Kıyısında Hasat'taydım. (*) Hâlâ da Ferrari'mi satmış değilim. Satanların da çoğunun hiçbir zaman Ferrarri'si olmadığını ve olamayacağının da farkındayım. Bu Ferrari satışı furyası, arka tarafta Bilge'yi yönlendirene kaç Ferrari kazandırmıştır hesaplamak lazım.

Kumral Ada ~ Mavi Tuna'nın arka kapağında yazılana bakılırsa, Cumhuriyet Kitap bu roman için; "Türk edebiyatında bir kadın yazarın elinden çıkan ilk iç savaş romanı olma özelliğini taşıyan Kumral Ada ~ Mavi Tuna, edebiyat ve politika çevrelerinde epey ses getireceğe benzer." tanımını yapmış. Bu kitaba iç savaş romanı demek ne denli doğru olur bilemiyorum. İç savaş ögesi kitapta yer alıyor tabii. Ancak "Kim kimle, neden savaşıyor?" sorusunun cevabı bir iç savaş romanı için fazla muğlak. Biz bu iç savaşı ancak Mavi Tuna'nın bozuk gözleri ve bozuk psikolojisi arkasından hayal meyal takip ediyoruz.

Kısaca gerçek manası ile bir ülkede çıkmış iç karışıklık değil esas konu. Buket Uzuner, "Dışarda Birileri Ölüyor" adını verdiği bölümün başında hangi iç savaşı kastettiğinim ipucunu vermiş sanki. Bahse konu bölümün başında Hans Magnus Enzensberger'in bir sözü yer alıyor. "Gerçekte iç savaş çoktan metropollere girdi; metastazları büyük kentlerde günlük yaşamın bir parçası haline geldi."

Tam manası ile bir iç savaş romanı değilse de insanların kendi iç dünyalarındaki savaşı gayet iyi izleyebiliyoruz. Sanıyorum ki amaç da buydu. Yoksa Buket Uzuner gibi bir yazar bir iç savaş romanı yazmak isteseydi, "Bu savaşı bize buzlu camların arkasından göstermezdi herhalde." diye düşünüyorum.

Bir değil iki roman var bu kitapta. Birincisi Kumral Ada ile Mavi Tuna'nın olması gerektiği gibi olamamış izlenimi uyandıran ilişkisi.

İşin doğrusunu söylemek gerekirse, Mavi Tuna'nın  Kumral Ada'ya olan düşkünlüğüne bir noktadan sonra anlam yükleyemez oldum. Bu düşkünlük, bir saplantı hatta psikolojik bir rahatsızlık hissi uyandırmaya başladı.

Kitabın içerdiği ikinci roman ise yukarıda bahsettiğim iç savaş durumunu anlatan bölüm. Bu iki bölüm arasında zayıf bağlar bulunması Kumral Ada ~ Mavi Tuna'nın iki kitaptan oluştuğu izlenimini uyandırdı bende. Sanki ayrı ayrı yazılmış da sonradan kahramanlar eşleştirilerek ve kitap yapısı itibariyle bir o kitaptan bölüm, bir bu kitaptan bölüm şeklinde harmanlanmış gibi.

Okurken keyif aldığımı söylemeliyim. Biraz da kitabın büyük bölümünün oturduğum yere yakın olması sebebiyle iyi bildiğim Kuzguncuk'ta geçmesinin payı var bunda sanırım.

Dikkatimi çeken bazı küçük ayrıntılar ile ilgili de bir şeyler söyleyeyim.

Kitap Kumral Ada'nın bir cinayet nedeni ile tutuklanmasının öğrenilmesi ile başlıyor. Bu konunun kitapta önemli bir yer tutacağını düşündüm doğal olarak. Öyle olmadı. Ancak kitabın sonlarına doğru bu tutuklamanın nedenini ve sonucunu öğrendim ve pek de beklenen bir şey olmadı doğrusu.

Bir bölümün başında Fuzûlî'den bir beyite yer verilmiş.

Ol kızlar içinde paizâd
Kays ile muhabbet etti bünyâd

Fûzûlî

Tek sorun Fûzûlî değil Fuzûlî olması gerektiği.

MabelKitapta Kumral Ada, Mavi Tuna'ya Mabel olarak hitap ediyor. Mabel, -bilenler mutlaka vardır- bir ciklet markasıdır. Romanda da bu şekilde zaten. Zannediyorum Mabel cikletlerinin artık üretilmediği belirtilmişti kitapta. Oysa ki ben Seval Pastanesi'nden alırım bazen. "Kitabın yazılış tarihine tekabül eden doksanların sonunda üretimi yok muydu acaba?" diye düşündüm. Fakat ben kendimi bildim bileli kasanın ön tarafında arz-ı endam eder Mabel cikletleri. Bildiğim kadarıyla eskiden kimi bakkallarda da satılan Mabel, şimdilerde sadece pastanelerde -o da bazılarında- satılıyor.

Mabel WilliamsEğer Buket Uzuner Mabel cikletlerini tekrar tatmak isterse, hediye olarak kendisine gönderebilirim.

Ayrıca çok entersan bir şey de keşfettim. Mabel Williams isimli bir bayan var. Anladığım kadarı ile bir zenci hakları savunucusuymuş. Bu hanımefendinin resmi ile Mabel cikletlerinin resmini karşılaştırırsanız cikletin üzerindeki resim nereden orijin almış anlayabilirsiniz. Kulakdaki küpeden, boynundaki kolyeye ve kafasındaki bandnaya kadar aynı. Birkaç resmini daha inceledim Mabel Williams'ın. Genel olarak bu tarzda giyiniyor. Afrikalı kadınlar gibi yani. Çok ilginç gerçekten. Yalnız son derece eminim ki bu cikletlerin üzerindeki bayan, Mabel Williams. İsmine varana dek aynı. Bu kadar tesadüf bir araya gelmiş olamaz.

Kuzguncuk'ta İsmet Baba Restoran vardır. Kitapta henüz meyhane olduğu zamanlar anlatılmış. Artık meyhane kimliğinden uzakta lüks bir restoran oldu.

Kumral Ada bir yerde; Dorothea Lange'ın Steinbeck kitaplarının fotoğrafını çektiğini söylüyor. Steinbeck ismi zikredildiğinden bu fotoğraf sanatçısı çok ilgimi çekti. Küçük bir araştırma yaptım.

Araştırma sonucunda Wikipedia'da Dorothea Lange maddesini incelerken, sağ taraftaki iki fotoğrafı görünce; "Gerçekten de John Steinbeck'in Gazap Üzümleri romanının fotoğraflarını çekmiş." diye düşündüm. Sonradan okudum ki bu Kumral Ada'nın kendi düşüncesi değilmiş. Zaten bu şekilde bir benzeyişin olduğunun farkında imiş dünya. Kitabı okurken sanki Kumral Ada'nın kendi hissiyatıdır bu düşünce sanmıştım. Doğruluğu bilinmemekle beraber John Steinbeck'in bu fotoğrafları incelediği ve Gazap Üzümleri romanında kimi tasvirlerini fotoğraflardan esinlenerek yazdığı söyleniyor.

Gazap Üzümleri'nde bir kadının emzirme hikâyesi vardır ki her ne kadar burada emzirilen çocuk da olsa (orada neyi emziriyordu kadın söylemeyeceğim.) aşağıdaki fotoğraf aynen bu sahneyi çağrıştırıyor. Bu fotoğraf Dorothea Lange'ın en bilinen eserlerinden biri ve ismi de Göçmen Anne.

Bir de kitapta Dorothae Lange olarak geçiyor bu sanatçının ismi. Halbuki doğrusu Dorothea Lange imiş.

Migrant Mother - Dorothea Lange

Bu kadar Steinbeck bahsi geçince, sahaftan geçenlerde 2 TL. karşılığı aldığım 1959 baskı John Steinbeck kitabını okuyayım Kumral Ada ~ Mavi Tuna'dan sonra dedim. Kitabın adı Bir Numaralı Evde Olanlar. İçinde bazı hikâyeleri bulunuyor. Okuduktan sonra onu da yazarım artık.

Gelelim iç savaş olayına tekrar. Kitabın sonundaki yorumlardan birinde "Kuşkusuz Buket Uzuner iç savaş konusunu işleyerek toplumumuzun yaşadığı bir konuya tam zamanında parmak basıyor." demiş Yeni Yüzyıl yazarı Orhan Duru.

Doksanların sonunda bizim ülkemiz için tam anlamıyla bir iç savaş söz konusu muydu ya da en azından iç savaş tehlikesi var mıydı? Ben olduğunu düşünmüyorum. Oysa şimdi böyle bir ihtimal var.

Sonradan adı "Demokratik Açılım" olarak lanse edilen konuyu bir de şu yönden ele almak lazım. Hepimizin isteği, insanların eşit şartlar altında, ırk, dil, din, mezhep ve benzeri farklar gözetilmeksizin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin özgür bir ferdi olarak yaşamasıdır. Ancak "Demokratik Açılım" adı altında bu devleti oluşturan milletlerden birisine diğer milletlere tanınmamış haklar tanınacaksa bir çelişki içindeyiz demektir.

Mesela Kürtçe eğitim söz konusu olacaksa, bu ülkede yaşayan Gürcü, Laz, Çerkes, Pomak, Abhaz gibi toplulukların da kendi dilleri olduğunu ve hatta bu insanların çoğunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti çatısı altında yaşamak uğruna öz dillerini kaybettiğini de bilmek gerekir. Bir demokrasi açılımı olacaksa, devletin bu çatı altında yaşayan bütün insanlara eşit şekilde yaklaşmasını istemek bizim hakkımızdır sanırım.

(*) Don Kıyısında Hasat - Mihail Şolohov


Favorilere Ekle. Delicious'a Ekle. Digg This. Facebook'ta Paylas. Google Favorilere Ekle Reddit Yahoo Favorilere Ekle Stumble It. Nedir?

Yazan: Tolga
Kategoriler: Kitap
Tolga K. 11/1/2009 12:09 AM
Mustafa Bey; bilgisayarı hallettim de bu sorunu halledemedim nedense. Localde çalışıyor paragraflar ama hosta atınca çalışmıyor. Bir yanlışlık yaptığım kesin ama hayırlısı. :)
Mustafa Râvî 10/31/2009 5:56 PM
Hay Allah yine bir hafta geç kaldım cevap vermekte. Bloğunuzu hemen sık kullanılanlarıma ekleyeyim. Kusura bakmayın. İşlerinizi hâlâ yoluna koyamadınız sanırım. Geçmiş olsun ve kolay gelsin.
Tolga K. 10/24/2009 10:33 PM
Mustafa Bey; başıma geleni sormayın. Bir haftadır bilgisayarı kurmaya uğraşıyorum. Aksiliklerin ardı arkası kesilmedi. Şimdi ayarları yapmaya başlıyorum. Eğer becerebilirsem bundan önceki yazdığımız yorumlarda da paragraflar yerinde olacak.
Mustafa Râvî 10/21/2009 4:26 PM
Hay Allah, siz bana cevap yazalı sekiz gün olmuş. Tekrar geri dönmekte bu denli geç kaldığım için beni bağışlayın. Halsizlik, derslere gidememekten kaynaklanan moral bozuntusu filan derken bazı şeyler unuttum arada. Paragraf problemini hallettiyseniz şu anda ayırdığım paragraflar işe yarıyor olacak, yoksa olmayacak. (Bu parantez içi cümle ve bir öncekisi ikinci paragrafı oluşturmuş olmalılar.) Evet, bilim kurgu da dahil her tür edebiyatta gerçekçi ve yerinde duygularla yüklü insani ilişkilerin önemine ben de çok inanıyorum. The X-Files'ın en güzel yönlerinden biri de bence bu. Bilhassa Ajanlar Scully ve Mulder ve bir de Müdür Yardımcısı (?) (Assistant Director) Skinner gibi karakterler arasındaki sıcak insani ilişkiler ve onların kötü niyetli düşmanlara karşı zavallı halleriyle yiğitçe mücadele verişleri olmadan X Files, X Files olamazdı. Bu doğal ve mantıki olarak böyle, çünkü biz insanlar Bilim Kurgu'nun ve X Files dizisi tarzı paranormal hayalgücü edebiyatının bahsettiği "ulvi" gerçekleri keşfedecek, onlardan bir şeyler kavrayacaksak, bunu zavallı duygularımız ve güçsüzlüklerimizle beraber başaracağız yoksa biz zaten biz olmazdık. (İtikadımıza göre bu tür "paranormal" gerçeklerin ekseriyetine erişebilmek çoğumuz için ancak öldüğümüz ve kabir âlemini yaşamak için ilk kez dirildiğimiz anda mümkün olmaya başlayacak tabii ki.) Hadi selametle.
Tolga K. 10/13/2009 11:49 PM
Bir de farkettim ki yazdığımız yorumlarda verdiğimiz satır araları bir işe yaramıyor. Bunu düzeltelim. :)
Tolga K. 10/13/2009 11:47 PM
Son paragraf ile ilgili olarak; bazı noktalarda haklısınız. Bahsettiğim diğer ırkların anavatanları Türkiye değildir. Ancak konu bu açıdan değil, azınlıklara insan hakları doğrultusundaki haklarını vermek açısından değerlendirilmeli. Bu bağlamda bahsedilen diğer ırklar da Türkiye sınırlarında yaşamaktalar. Daha küçük topluluklar olmalarını, kendi milliyetçiliklerini yapmamış olmalarını, onları bu demokratik açılımın dışında bırakarak mı cezalandırmalıyız? Bir de Lazları bu kapsamın dışında tutmak lazım. Osmanlı İmparatorluğu kurulmadan önce bile Lazlar Doğu Karadeniz'de idiler. Hâlâ da oradalar.
Tolga K. 10/13/2009 11:38 PM
Mustafa Bey; Ev taşınması sebebi ile internet bir süre kesik oldu. O nedenle göremedim mesajlarınızı. Kusura bakmayınız. Bahsettiğiniz tarzda bir kitabı da tanıtmıştım daha önce. Göçebe - Stephenie Meyer. Sitede bulabilirsiniz. Ben hoşlanır mıyım sorusuna gelirsek; hoşlanırım ama daha ziyade edebî yönü kuvvetli olan, insan ilişkilerinden bahseden eserleri okurum. İşin gerçeği ben elime her geçen kitabı okurum. Pek ayrım yapmam. Bir de konusu itibari ile sizin hoşlanabileceğinizi düşündüğüm ama edebî açıdan bir felaket olan Olasılıksız'ı da tavsiye ederim. Güzel bir konusu var ama her şey konu ile bitmiyor. Yine de okuması zevklidir. Sitede bahsetmiştim. Oradan biraz fikir sahibi olabilirsiniz. X-Files dizisini ben de çok fazla olmamak kaydiyle takip etmiştim. O tarz dizi ya da filmleri çok severim. Fakat düz yazı ile canlı görüntü çok farklı oluyor. Çoğu bilim kurgu eseri filmleri ya da dizileri kadar ilgi çekici olmayabiliyor.
Mustafa Râvî 10/13/2009 10:19 PM
Tolga Bey, siz bilim kurguyla ilgilenmiyorsunuz galiba? Cevap vermemişsiniz de...
Mustafa Râvî 10/10/2009 12:36 PM
Merhaba ve selamet üzerinize olsun Tolga Bey. ... Yazınızın tamamını okudum, ama galiba bu kitap bana göre olmadığını sandığım eserlerden biri. Maceranın pek bulunmadığı psikolojik mesajlar ağırlıklı bir eser gibi anladım. ... Ben böyle maceralı bir şeyler istiyorum, özellikle bilim kurgu özellikleri de içeren... Ama macera, fiziksel maceradan daha cok zihinsel bir macera olacak, duygusal yönleri de derin olacak. Mesela The X-Files dizisi benim sevdiğim kurgu türü eserlere güzel bir örnekti. Buna benzeyen kitaplar da çok makbulümdür. Ve bir de 12 Maymun sinema filmini de eklemeliyim. Hayattaki hiçbir şey insanı tamamıyla "kesmese" de, bunlar yeterince kesenler arasındaydı. ... Lâkin en sondaki yorumunuza biraz itirazım olacak, kusuruma bakmayınız. Gürcü, Abhaz ve Çerkez, ben de buna Pomak, Boşnak gibi Balkan uluslarını ekleyeyim, vatandaşlarımızı Kürtlerden ayıran büyük farklar var. Birincisi, bunlar Türkiye sınırları içinde gerçekten küçük gruplar ve küçük gruplar genelde asimilasyonu o kadar kafaya takmazlar. İkincisi, bunların mikro-ulusçuluk/milliyetçilik denen şeyi yapanları bile bilirler, ve biz de hatırlamalıyız, ki onların ana yurtları bugünkü Türkiye sınırları içinde değildir. Kafkasya ve Balkanların şimdi Türkiye sınırları içinde olmayan bölgelerindedir. Oysa Kürtlerin ana yurdu yüzyıllardır doğu ve güneydoğu anadolunun büyük kısımları olagelmiş. Üçüncüsü, halihazırdaki durum da eşit bir durum değil ki. Bu durumda da tek bir etnik-ulus, yani Türkler, diğerlerinden daha büyük haklara sahipler. Sonuç olarak, değersiz kanaatimce, anayurtları Türkiye sınırları içinde bulunan ve çok yüksek bir nüfusa da (eskiden de olduğu gibi) sahip olan Kürtler, bu demokratik açılımı hak ediyorlar. Zaten Kürt ırkçısı DTP ve PKK'nın bu açılıma karşı sürekli oyunbozanlık edip onu Kürt kamuoyuna sezdirmeden (ve böylece bu kamuoyunu kaybetmeden) baltalamaya çalışıp durması, bence hükûmetin ve onunla ittifak halindeki devlet erkânının doğru yola girdiğine bir işarettir. ... Her neyse, asıl sormak istediğim şuydu: Siz bilimkurgu okur muydunuz? Size yukarıda da anlattım nasıl kitaplardan ve filmlerden hoşlandığımı. Duyguların ve zihnin maceralar yaşadığı, fiziksel maceranın da epey bulunduğu ama ön planı yine duygusal ve zihinsel maceralara bıraktığı, bilimkurgu veya ona yakın türde eserler... Siz de hoşlanır mısınız bu tür şeylerden? Ve hoşlanıyorsanız, hangi yazarları ve eserleri tercih ediyorsunuz? ... Saygılarımla.

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *
 
Arama
  Ara
Etiket Bulutu
Blogsa Asp.NET C# Blog Franz Kafka Değişim Dönüşüm Kitap Adam Fawer Olasılıksız Sosyal İmleme Social Bookmarking RSS Besleme Feed Alternatif Feeder Yazar Roman Saatleri Ayarlama Enstitüsü Ahmet Hamdi Tanpınar Şair Şiir Stephenie Meyer Göçebe Alacakaranlık Toprak Yeşerince Knut Hamsun Nobel Edebiyat Ödülü Ridley Pearson Beşikteki Flüt Stephen King Isaac Asimov Gül ve Haç Kardeşliği Aytunç Altındal Avrupa Birliği Takibat Arşiv Beyaz Diş Jack London Ay Vadisi Parıltı Yayıncılık Kitapyurdu Muazzez İlmiye Çığ Cahit Külebi Cengiz Aytmatov Muhtar Şahanov Kuz Başındaki Avcının Çığlığı Yüzyılların Kavşağında Sırdaşlık Kur`an, İncil ve Tevrat`ın Sumer`deki Kökeni Google Michael Jackson Facebook Mynet Yahoo Youtube Web Sitesi Web 2.0 Lev Nikolayeviç Tolstoy Savaş ve Barış John Steinbeck Gazap Üzümleri The Grapes of Wrath Tema Orange Grey Ernest Hemingway Yüzüklerin Efendisi J. R. R. Tolkien John Ronald Reuel Tolkien Ömer Seyfettin Bütün Hikâyeleri Doğan Kardeş Ansiklopedisi Sabah Akşam Üç Harf Yayınları Seyhan Müzik Musa da Böyle Buyurdu Sedat Memili Israel Potter Herman Melville Aforizmalar Mavi Oktav Defterleri Ayla Dikmen Anlamazdın Fikret Şeneş Issız Adam Çağan Irmak Leo Dan Kırmızı Başlıklı Kız Kırmızı Takkeli Kız Grimm Kardeşler Grimm Masalları Masal Varlık Yayınları Horozlu Saat Tavuklu Saat Serkisof Sri Lanka Limon Ağacı Sandy Tolan Bir Arap, Bir Yahudi ve Ortadoğu´nun Kalbi Elif Şafak Social Sharing Sosyal Paylaşım Tevrat Terörizm Pan Behçet Necatigil Victoria Rosa Printer Friendly Yazıcı Dostu Web Javascript Css Beyaz Balina Moby Dick Katip Bartleby Jorge Luis Borges Babil Kitaplığı Seyhan Kitap Wikipedia Biseksüel Bisexual writers Louis Aragon Hans Christian Andersen Simone de Beauvoir André Gide D.H. Lawrence Marquis de Sade Oscar Wilde Virginia Woolf Pastoral Senfoni Dar Kapı Billy Budd Jules Verne 80 Günde Devriâlem Kaptan Grant`ın Çocukları Robensonlar Mektebi Denizler Altında 20.000 Fersah Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap Aşk Dire Straits Mark Knopfler Tunnel of Love İlkel Efsaneler Adli Moran Unikornis Gulyabani Tupilek Serber Feniks Zümrüdüanka Simurg Saba Melikesi Belkıs Lilith Makeda Sweet Garden Kumral Ada Mavi Tuna Buket Uzuner Mabel Williams Dorothea Lange Bir Numaralı Evde Olanlar Rubyx Emeraldx Arkadaş Mihail Panait Istrati Yaşar Nabi Nayır Sünger Avcısı Neoneon Pelit Palamut Meşe Tanen Ağaç Dünya Nimeti Star Masumiyet Müzesi Korkma Ben Varım Rüzgâr Enerjisi Fotoğraf Photobucket Flickr Imageshack Deviantart Hakkı Devrim Halid Ziya Uşaklıgil Aşk-ı Memnu Hüseyin Rahmi Gürpınar Gönül Bir Yeldeğirmenidir Hurma Trabzon Hurması Osuruk Hurması Hamyenen Diospyros kaki Diospyros lotus Phoenix dactylifera Abanoz Diospyros ebenum Şubat Miladi Takvim Gregoryen Takvimi Jülyen Takvimi Güneş Takvimi Ay Takvimi Mehmet Akif Ersoy Hasbihâl Safahat Aksiyon 100 Türk Edebiyatçısı 100 Temel Eser MEB Eflatun Cem Güney Nasreddin Hoca Mona Lisa La Joconde Leonardo da Vinci Anthony Hopkins Elephant Man Fil Adam David Lynch Joseph Carey Merrick Anne Rice Pandora Vampirle Görüşme Garum Barnabas İncili Hürriyet Sfumato Kılıçlar Adası Wayne Thomas Batson William Wallace Cesur Yürek Braveheart
Blogsa 1.0 RC Fix
Free Open Source Blog Project
Tema Orange Grey D.Ok Tolga K.