Adli Moran, bu kitabı yazan değil, derleyen olarak ifade etmiş kendisini. Başlamadan önce belirteyim.
Çok eski bir kitap. Bendeki 1961 baskı. Bildiğim kadarı ile uzun süredir de yeni baskısı yapılmıyor. Bu nedenle sadece sahaf dükkanlarında bulunabilecek bir kitap.
Çok uzun zaman önce okumuştum. Kitapların arasında gözüme çarptı. Bir kez daha inceledim. Zaten 80 sayfalık küçük bir kitap. Buna karşılık çeşitli toplumların efsanelerinden (özellikle yaratılış efsanelerinden) ve insan hayal gücünün eseri olduğu düşünülen çeşitli yaratıklardan bahsediyor olması ile de ilgi çekici.
İnsan Muhayyelesinin Yarattığı Canavarlar başlığı altında, efsanelerde adları geçen kimi yaratıklar anlatılmış. Kitapta muhayyele olarak geçiyor ama günümüz Türkçesinde doğru yazım muhayyile.
Bu yaratıklardan birkaçına değinmiş Adli Moran. Biz de değinelim o halde.
Unikornis, Türkçeye tekboynuz olarak çevrilebilecek olan bu yaratık, at vücudunda, ayak ve bacak kısmı geyik ayak ve bacağı olan, alnının ortasında tek bir boynuzu bulunan bir yaratıktır. Çok vahşi olan bu yaratığı ancak temiz bir genç kız ehlîleştirebilirmiş. Alnının ortasındaki tek boynuz, eski zamanlarda olağanüstü özellikleri olduğu kabul edilen ve çok değerli bir şeymiş. On yedinci yüzyılın başlarında bir İngiliz şöyle yazmış. "Üç yüz yıldan beri Unikornis görülmemiştir."
Gulyabani, kuzey memleketlerinin efsanelerinde, geceleri kurt biçiminde dolaşan, üç ayak üstünde yürüyen, dördüncü bacağı da kuyruk gibi havaya dikilen bir sihirbazdır. Hep kadınları ve çocukları kovalarmış. Adli Moran orijinal adı bu olmayan yaratığı sanırım ki Türkçeye Gulyabani olarak çevirmiş. Fakat bizim bildiğimiz Gulyabani, daha ziyade Arap ve Türk kültüründe yer alan bir yaratık. Wikipedia'da yazana göre Kırgızların mitolojik yazıtlarında bu yaratığın ismine rastlanıyor ve ortaya çıkışı ile ilgili olarak eski Arap rivayetleri gösteriliyor.
Tupilek, bir Eskimo efsanesidir. İleetsut kabilesine bağlı Eskimo'lar iri hayvan kemiklerini bir balina derisinin içine doldurup, yanına toprak ve deniz yaratıklarının kalplerini ve beyinlerini de katarlar ve sihirli kelimeler söylerlermiş. O zaman dev yığın titrer, inler, tanrıların yarattığı biçimden daha korkunç ve daha büyük bir biçime girer, sayılamayacak kadar çok ayakla hareket etmeye başlar ve bir o kadar gözle de etrafı seyredermiş. Bu yaratık, yapımcısının iradesine boyun eğermiş.
Serber, Yunan mitolojisinde Cerberus olarak bilinen yaratıktır. Ölüler ülkesinin kapısında bekçilik eden bu köpeğin üç başı varmış. Cehenneme doğru inen ölülerin gölgelerine ilişmeyen bu yaratık, canlıların ülkesine doğru yükselen gölgelere saldırırmış. En sonunda bir gün Herkül bu yaratığın hakkından gelmiş.
Feniks, Arabistan'da yaşayan bir kuşmuş. Dünyada sadece bir tane Feniks olurmuş ve beş yüz yıl yaşarmış. Ölüm zamanı geldiğinde diğer kuşların yardımı ile tarçın ve başka baharatlardan bir yuva yapar ve bu yuva tutuşana kadar kanat çırparmış. Sonunda çıkan ateşten ötürü kül olur ama bu küllerden bir kurt meydana gelip bir süre sonra yeni bir Feniks olurmuş. Bunu okuduğum zaman Feniks'in Zümrüdüanka olduğunu hemen anladım. Farsça adı da Simurg. Batı kaynaklarında Feniks olarak geçiyormuş ismi. Ayrıca benim bildiğim kadarı ile Zümrüdüanka, Kaf Dağı'nda yaşardı ki mitolojik bir kuşun mitolojik bir dağda yaşaması daha fazla gizem uyandırıyor.
Bu kuşa ilk olarak Sindbad'ın maceralarını okuduğum zamanlarda rastlamıştım. O zamanlar 8, 10 yaşlarında olsam gerek. Bilindiği gibi Sindbad'ın maceraları, 1001 Gece Masalları içerisinde yer alan masallardan. Sonra Şehname'de de adı Simurg olarak geçmiştir. Bir çok masalda da yer alır. Son olarak Harry Potter'ın ustasının da bir Anka Kuşu vardı. Filmde kuş bir anda alev aldı ve sonra yeniden küllerinden doğdu. Efsaneye göre diğer kuşlarla beraber bir yuva yapması, kanat çırparak alev alması ve sonra kurt şeklinde canlanması lazımdı ama yine de filmde bu ayrıntıya yer vermişler.
Bir de "küllerinden doğmak" tabirinin bu efsaneden türemiş olabileceği aklıma geldi. Bir başka ayrıntı da Phoenix adlı bir A.B.D. şehri olduğu. Feniks'i Türkçe okunuş olarak almış Adli Moran. Yunancada Phonix olarak geçmektedir.
Bunlar dışında başka yaratıklar da var kitapta.
Dediğim gibi dünyanın yaratılışı ile ilgili çeşitli kültürlerin efsaneleri de yer alıyor. Mesela Dogon yerlilerine göre tanrıların tanrısı insanları direkt kilden yaratmış.
Dogon yerlileri deyince aklıma başka bir ayrıntı geldi. Bu yerliler kendilerinin Sirius Yıldız Sistemi'nden gelenlerce eğitildiklerine inanmaktadırlar. Buraya kadar normal. Sirius parlak bir yıldızdır ve çıplak gözle de görülebilir. Bu şekilde bir inanış zaman içerisinde gelişmiş olabilir. Fakat garip olan, Dogonların çizimlerinde Sirius'u hep iki yıldız şeklide belirtmeleri ve buna inanmalarıdır. Dogonlara göre Sirius'un yanında gözle görülemeyecek bir yıldız daha vardır. Çok eski çağlardan kalan bu inanış, 1920'li yıllarda Dogonların bahsettiği diğer yıldızın keşfedilmesi ve Sirius B adını alması ile gerçeğe dönüşmüştür. Bundan daha da ilginci Dogonlar bir üçüncü yıldızdan daha bahsetmektedirler ve bu da 1995'te Sirius C olarak keşfedilmiştir.
Günümüzde oldukça ilkel şartlarda yaşayan bu Afrika kabilesinin böyle bilgilere ulaşmış olması şaşkınlık verici.
Bir başka efsane de Saba Melikesi efsanesi. Saba Melikesi kutsal kitaplarda ismi geçen biridir. Etiyopya (Habeşistan) kilisesi tarafından kutsal metin kabul edilen Kebra Negast'a göre adı Makeda'dır. Kebra Negast, Hz. Süleyman ile Saba Melikesi'nin ilişkisini ve onların soyundan gelenleri anlatır. Buna göre Hz. Süleyman ve Makeda'nın bir çocukları olmuş ve ilk Habeşistan Kralı Menelik olarak tahta çıkmıştır. Arapların inancına göre ise adı Belkıs'tır. Kur'an'da da Neml Suresi'nde Saba Melikesi olarak geçmekte fakat adı belirtilmemektedir. Kur'an'da Saba Melikesi'nin ve kavminin güneşe taptıkları ve Hz. Süleyman'ın melikeyi islam yapması anlatılır.
Bazı efsanelere göre Belkıs'ın babası bir cindir. Nerede okuduğumu hatırlamamakla beraber Hz. Süleyman ile Saba Melikesi arasındaki hikâyenin bir versiyonu da şu şekildedir. (Erich Von Daniken'in bir kitabında okumuş olabilirim.) Kur'an'da da geçtiği üzere melike, Hz. Süleyman 'ın camdan odasına girdiğinde yeri su sanarak eteklerini toplar. O zaman Hz. Süleyman Belkıs'ın bacaklarının kıllı olduğunu görür ve bunu beğenmez. Bu durum için bir merhem yaptırır. Belkıs'ın bacaklarının kıllı olması ve merhem konusu Kur'an'da geçmemektedir. Hz. Süleyman'ın bu şekilde bir camdan odada Belkıs'ı karşılaması ile ilgili bir yorum da şu şekildedir. Hz. Süleyman, Belkıs'ın babası cin olduğundan, bacaklarının kıllı olup olmadığını görmek istemiştir. Kıllı bacakların cin soylu olmakla bir ilgisi olduğu düşünülüyor olsa gerek.
Saba Melikesi'nin bir başka adının Lilith olduğunu söylüyor bazı kaynaklar. Ancak Lilith efsanesi Belkıs ya da Makeda'nın yaşamı ile paralellik göstermiyor. Lilith, bazı Yahudi efsanelerine göre Havva'dan önce yaratılmış ve Adem'in ilk eşi olan bir kadın. Ancak Hz. Adem ile geçinemiyorlar ve Lilith, topraktan yaratıldığını ve Hz. Adem ile eşit olduğunu söylüyor. Bu nedenle de feminizmde bir simge olarak günümüzde de tanınan bir kişilik. Bazı efsanelerde de şeytan ya da cin olarak geçiyormuş. Belki bu nedenle Saba Melikesi'nin bir diğer ismi olduğu düşünülmüş olabilir.
Kitapta Saba Melikesi'nin adı Makeda olarak geçiyor. Adli Moran'ın alıntı yaptığı kaynak, Kebra Negast kaynaklı olarak efsaneyi anlatmış demek ki bu durumda.
İşte bu ve bunun gibi ilginç efsaneler ve yaratıklardan bahseden bir kitap İlkel Efsaneler. Elde etmek zor şu zamanda ama belki bir sahafta denk gelinirse, edinilmesi iyi olur bu tarz konuları sevenler için.