Pan, eski Yunan'da kır ve çoban tanrısıdır ama oraya daha sonra geleceğim.
Kitaptan bahsetmeden önce çevirmen Behçet Necatigil'in Pan'la ve Knut Hamsun'la olan alakasının dikkat çekici olduğunu söylemek istiyorum.
Pan kelimesine ilk olarak lise yıllarımda edebiyat kitabımızdaki bir şiirde rastlamıştım.
"Pan'ın teneffüsü bile
Ilık, okşamakta yüzü."
Böylelikle Pan'ın bir eski Yunan tanrısı olduğunu ve inanışa göre Pan nefes aldıkça rüzgar oluştuğuna inanıldığını öğrenmiştim. Yanlış hatırlamıyorumdur umarım.
Bu şiirin şairini hatırlayamamakla birlikte bir tahminim vardı ve araştırdığımda doğru tahmin olduğunu gördüm. Şair, bu kitabın da çevirmeni olan Behçet Necatigil'di. Kır Şarkısı isimli şiirin tamamını yazının sonunda bulabilirsiniz.
Daha önce Stephenie Meyer'in Göçebe isimli kitabından bahsederken, Knut Hamsun'un da Göçebe olarak dilimize çevrilmiş bir kitabı olduğunu belirtmiştim. Çeviren yine Behçet Necatigil idi. Elimdeki bir başka Knut Hamsun kitabı olan Açlık'ı buldum ve gördüm ki bu eseri de Behçet Necatigil çevirmişti dilimize.
Tekrar yapılan küçük bir araştırma ile Behçet Necatigil'in Pan, Göçebe ve Açlık dışında; Sonbahar Yıldızları Altında, Dünya Nimeti, Victoria, Serserilik Günleri, Benoni, Rosa, Son Bölüm ve Uçarı olmak üzeri birçok Knut Hamsun kitabını çevirdiğini öğrendim. Çevirmiş olduğu toplam 36 kitabın 11 tanesi Knut Hamsun'a ait. Behçet Necatigil'de bir Knut Hamsun ilgisi olduğu görülüyor.
Pan ile olan ilgisi ise Kır Şarkısı şiirinde Pan kelimesinin geçmesi ve Pan adlı bir kitabı Türkçeye çevirmesi ile sınırlı değil. Behçet Necatigil'in ayrıca Panik adında bir şiiri de var. Panik kelimesi Yunan tanrısı Pan'dan geliyor. Kırlarda aniden insanların karşısına çıkan Pan, görüntüsü ve korkunç çığlığı ile korku saçarmış. Bu şiiri de yazının sonunda bulabilirsiniz. Ayrıca Hilmi Yavuz'un Kır Şarkısı ve Panik isimli şiirleri karşılaştırdığı küçük bir paragraf da olacak orada.
Behçet Necatigil, 100 Soruda Mitologya isimli eserinde de Pan'a yer vermiş. Şunları yazmış Pan için.
"Dağlık Arkadia'da küçükbaş hayvanların, çobanların tanrısı. Keçi ayaklı Pan, Hermes'in oğludur. Tanrıların çokluk, insan kılığında değil de hayvan kılığında düşünüldüğü zamanlarda Pan da keçi kafalıydı; sonradan bu keçi kafasından sadece boynuzlar ve sakal alıkonarak, yüzü insan yüzü oldu."
Kitaba gelirsek; Norveçli yazar Knut Hamsun'un en beğenilen kitaplarından biridir Pan. İlk kez 1894 yılında yayınlanmıştır.
İsmi ile paralel bir konusu yok. Keçi ayaklı tanrı Pan'dan bahsetmiyor. Bir aşk romanı bu. Fakat bildiğiniz aşk romanları ile kıyaslanabilecek bir yapıda değil. Genel kabul gören kanı aşk romanı olduğundan, ben de aşk romanı diyorum. Oysa rahatlıkla bir tabiat övgüsü hatta şiiri denebilecek kadar muhteşem tasvirlere sahip. Okuyanı alır, sırtüstü yıldızları izlemek üzere Norveç ormanlarına bırakır.
Bu kitabı tanımlayacak bir kelime arıyorum. Bilemiyorum; sanırım en uygun kelime "garip". Her iki anlamı ile. Garip.
Pan, Victoria-Pan-Rosa üçlemesinin ikinci kitabı. Ancak -cehaletimi affedemeyeceğim- ben Pan'ı edindiğimde bundan haberdar değildim. Üçlemenin diğer kitaplarını da okumak artık elzem oldu bana.
Kır Şarkısı
Tam otların sarardığı zamanlar
Yere yüzükoyun uzanıyorum
Toprakta bir telâş, bir telâş
Karıncalar ötedenberi dostum.
Ellerime hanım böcekleri konuyor
Ne şeker şey onlar!
Uç böcek, uç böcek diyorum
Uçuyorlar
Pan'ın teneffüsü bile
Ilık, okşamakta yüzü.
Devedikenleri, çalılık vesâire
Bir âlem bu toprakların üstü.
Tabiatla haşır neşir
Kırlarda geçen ikindi vakti.
Sakin, dinlenmiş, rahat
Bir gün daha bitti.
Behçet Necatigil
Panik
Artık ıssız kırları bıraktı Pan;
Şimdi birçok ülkelerin milyonluk kentlerinde
Asfaltlarda, betonlarda dolaşıyor
Kızgın, uzun yazların öğlen saatlerinde.
Blok apartmanların şahane katlarından
En çalımlı taşıtlara atlıyor.
Devcileyin arkalar, koskoca bankalardan
Yanında yardakçılar, yaşıyor.
Sessiz dilsiz kimseleri kestiriyor gözüne,
Dişlilerden kaçıyor.
Fabrika duvarları sağır kale kapıları
Yılgın yorgun adamlar, bezgin ürkek kadınlar..
Çullanıyor onların az ekmek sevincine.
Değil yalnız yazların kızgın sıcaklarında
Hemen her gün, hele büyük kentlerde
Bulvarları tarıyor, hain gülüşleri sessiz.
Pan’la karşı karşıya, gözleri kararıyor
Katı cıvık asfaltta yalın ayak bir işsiz.
Yoksullar açlar hastalar sürünürken
Kentlerin göbeğinde, kuytu köşelerinde;
Hıncını alamamış sanki insanlardan
Uygarlığı zalim, daha da azıtıyor
Atom bombalarında, uzay füzelerinde.
Yarınlar? Gizli kara gazte haberlerinde
O varsa ekmeklerde, sularda ağulu
Hattâ çocuk yüzlerine düşmüşse gölgesi,
Keser bizim gibiler yarınlardan umudu.
Renklerde, emeklerde, ırklarda..
Yahudiler, işçiler, zenciler.. Pan!
Şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
Ne kalıyor geriye, yüzyıllardan?
Behçet Necatigil
Hilmi Yavuz'un bu iki şiiri karşılaştırırken ne söylemiş?
"Bir eğretileme (1) olarak 'Pan', 'Kır
Şarkısı' şiirinde (Pan'ın teneffüsü bile / Ilık, okşamakta yüzü), 'sakin ve mutlu
bir kır asudeliğini (2)' imlerken yirmi yıl sonra yazacağı 'Panik' şiirinde 'tedirgin
ve mutsuz bir kent kargaşasına' işaret etmektedir. Hemen belirtmek
gerekir ki, Behçet Necatigil'in kıra ve geçmişe olan bakışı, nostaljiden ya da
özlenen bir asr-ı saadetten (3) uzaktır."
(1) Eğretileme: Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, ödünç veya borç alma.
(2) Asudelik: Sakinlik, rahatlık.
(3) Asr-ı saadet: Saadet devri, mutluluk devri.