Kitabın konusu, Sedat Memili'nin kendi ifadesiyle, Tevrat'ın Tekvin ve Çıkış bölümlerindeki terör olgusudur. Bu çerçevede terör uzmanlarının dediği gibi terörizmin doğal değil nesnel nedenlere bağlı olduğu, bu nedenler kalktığında terörün de ortadan kalkacağı fikrini savunuyor yazar.
Kutsal kitaplar ile ilgili yazılan hemen her eserin klişeleşmiş bölümü olan, "kutsal kitaplarla ilkel mitlerin paralellik göstermesi" konusu doğal olarak bu kitapta da yerini almış. Araştırmacılar bu benzerlikler karşısında neden şaşırırlar ve bunu birşeylerin kanıtı yapmaya çalışırlar anlamam. Geçmişte vuku bulmuş bir olayın hem kutsal kitaplarda hem de ilkel mitolojik hikayelerde yer alması bence bu şekilde bir olayın olduğunu ispatlar sadece. Bu olay örgüsündeki benzerlik durumunda, çoklukla takılınan nokta zamandır. "Bu efsane kutsal kitaplardan çok önce de vardı." denir hep. Zamanın değiştirmediği bir efsane de yoktur zaten.
Bu kitap neden yazılmıştır?
Öncelikli neden terör ve terörün çıkış noktasının sandığımız gibi olmadığını göstermektir. Bunun yanında bir çok tali nedenler de var tabii.
Emperyalist düşünce sistemine ve A.B.D'ye bir yergi olarak da görülebilir.
Sosyalist düşüncede yeri olmayan din olgusunun insanlığa zararlı bir kurum olduğu da gösterilmeye çalışılmıştır.
Büyük çoğunluğu müslüman bir memlekette neden bu savlarını Kur'an değil de Tevrat üzerinden ispata kalkışmıştır o zaman?
Bir çok nedeni olabilir. Kur'an üzerinden Tanrısal Terör'ün incelenmesi çok tepki çekebilir. Ya da insanların önyargı ile yaklaşacağı düşünülmüş olabilir. Belki de Kur'an'da 120 sayfalık bir kitabı dolduracak kadar Tanrısal Terör bulamamış da olabilir.
Kitabı inceleyelim biraz.
Yazarın dikkatini, "Yehova'nın topraklarını mübarek kişiler arasında rüya yolu ile paylaştırması ve bu toprakların hep Ortadoğu'da olması" çekmiş.
Bir başka yerde Yehova, diğer ırklardan üstün kıldığı İsrailoğulları'nın dünyaya egemen olmasını istemiştir. Bu düşünce yapısı tüm insanlığın tanrısı kavramı ile örtüşmüyor. Tevrat ve İncil'in tahrifi üzerine kimi araştırmalar var. İncelemek gerekir.
Vadedilmiş Topraklar'ın kaynağı da yerini almış kitapta. Yehova Hz. İbrahim'e rüyasında; "Mısır Irmağı'ndan Büyük Irmağa, Fırat Irmağı'na kadar olan bölgeyi ve bu bölgede yaşayan kavimleri senin zürriyetine verdim." diyor.
Bu rüyaya atıfta bulunarak A.B.D'nin kendini Yehova yerine koyduğu, İsrail'i de Musa yerine koyarak, Ortadoğu'da Arap ülkelerinin ortasına gönderdiğini belirtmiş. Amaç da tabii ki petrol.
Daha önce okuduğum ve burada da paylaştığım Sandy Tolan'ın Limon Ağacı isimli kitabında da görebileceğimiz gibi İsrail'i Arapların ortasına konduran A.B.D'den ziyade İngiltere. Sonrasında A.B.D'nin daha aktif rolü söz konusu.
Şöyle bir tespit var konu ile ilgilli. "Yehova Firavun'un yüreğini sertleştirdiği gibi, A.B.D de ikili oynayarak Arap liderlerin yüreğini sertleştirmiştir." Yehova'nın Firavun'un yüreğini sertleştirmesi Tevrat'tan alınmış bir olay. A.B.D'nin Arap liderlerin yüreğini sertleştirmesinin bir örneğini de özellikle Bill Clinton dönemindeki barış görüşmelerini bilenler hatırlayacaklardır.
"Terör bir hak arama mıdır?" bölümünde Galileo Galilei ile ilgili küçük bir hata var.
Aynen alıyorum. "Evrenin oluşumundan beri güneşin doğudan doğup, batıdan batmakta olduğu söylenmekte. Tek tanrılı dinlere gelinceye kadar milyarlarca insan bu olayı böyle bilmekte. Bir gün Galileo çıkıp "Ey insanlar! Yanlış biliyorsunuz; Güneş yerinde duruyor, dünya dönüyor." dediği zaman haklı mıydı?"
"Haklıysa neden öldürüldü?"
Evet Galileo haklıydı ama öldürülmedi. Dünyanın döndüğünü iddia ettiği kitabı nedeniyle kilise önünde bir müdafaa yaptı. Kilise sadece dünyanın döndüğü fikrinden vazgeçmesini söyledi. Kitabı da yasaklamadı bile.
Erzincan eski senatörü Niyazi Ünsal'ın Terör Olgusu ve Türkiye isimli kitabından alıntı yaptığı bölümde, şu sıralar ülke gündeminin birinci maddesi konumundaki "Kürt Açılımı" bahsine 9 sene öncesinden bir yorum yapmış yazar.
Niyazi Ünsal şu açıklamayı yapmaktadır:
"Terörist eylemlerde terörün amacı, üzerinde durduğu konuyu gündemde tutmak, ortamı bu doğrultuda geliştirmek ve canlı tutmak, bir güç olduğunu kanıtlamak, bunu gerçekleştirmek için korku yaratmak, karışıklıklar çıkartmak, toplum düzenini bozmak, böylece halkı ve görevlileri yıldırmak, 'gelin görüşelim' ya da 'şu işi halledelim' noktasına getirmek."
Yukarıdaki tanımın her noktası şu an içinde bulunduğumuz durumu işaret ediyor. Artık halk ve görevliler olarak yıldık ve "gelin görüşelim" ya da "şu işi halledelim" noktasındayız.
Sedat Memili tam burada güzel bir yorum getirmiş konuya.
"Teröristin amacı gibi görünen bu eylemler, gerçekte teröristin amacına ulaşmak için uyguladığı yöntemlerdir. Yöntemi amaç olarak gördüğümüz zaman, terördeki gerçek amacı kaybetme olasılığınız çıkar ortaya. 'Gelin görüşelim' ya da 'şu işi halledelim' dendiği zaman, görüşülecek ya da halledilecek işlerin ne olduğu yansıtılmalıdır kamuoyuna."
Bugünlerde görüşülecek ya da halledilecek işlerin ne olduğu konusunun açıklığa kavuşmasını bekliyoruz işte.
Kitabın en sonunda emperyalizm yergisini Atatürk'ün söylediği bir söz ile perçinlemiş Sedat Memili.
"Biz istiklalimizi emin bulundurmak için heyeti umumiyemizce bizi mahfetmek isteyen emperyalizme karşı heyeti milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız."