Bu kitap Filistin İsrail sorununun tarihini, Bulgaristan'dan İsrail'e göçen Yahudi Dalia Eşkenazi ve el-Ramla şehrinde yaşarken İsrail tarafından göçe zorlanan Arap Beşir Khairi üzerinden anlatıyor. Eserin alt ismi de Bir Arap, Bir Yahudi ve Ortadoğu'nun Kalbi.
Yazarın kendi ifadesiyle gerçek belgelere, birinci ve ikinci ağızdan gerçek hikâyelere dayandırılarak yazılmış bir kitap.
Çevirisini Engin Wang yapmış ama iyi yapamamış. Bazı yerlerde okuduğunuzu anlamakta güçlük çekmeniz muhtemeldir. Öyle ki; bu çeviri Google Translate hizmetinden biraz daha hallice. Artık düşünün durumun vahametini. Çeşitli örnekler ile ilerleyelim.
Türkçeleştirme esnasında Türkçe ile ilgili küçük bir ayrıntı bazı yerlerde göz önüne alınmamış. "Bundan sonraki bin yıl, el-Ramla Haçlı Seferleri tarafından işgal edilecek ve müslüman kahraman Selahaddin tarafından kurtarılacak ve Osmanlı sultanları tarafından İstanbul'dan yönetilecekti." cümlesine bakalım. Türkçe'de aynı cümle içerisinde birden fazla "ve" pek kullanılmaz. Bu iş için virgül kullanılır. İngilizce'deki gibi and and and diye eklenmez birbirine. Bu hatayı çevirenin soyadına veriyorum. Eğer Uzakdoğu asıllı bir Türk ya da Türk asıllı bir Uzakdoğulu ise adama sorarlar "İngilizce bilen bir Türk bulamadınız mı çeviri için?" diye.
Bir başka örnekte, "Fesler Musevi kuru temizlemede temizlenir." şeklinde bir anlatım var. Kuru temizlemenin dini olmaz benim bildiğim. Kuru temizlemecidir kullanılması gereken tabir.
Yine bir örnek verelim. "Yahudiler Musevi olmayanlarla evlenemezlerdi, hava saldırılarında sığınaklara giremezler veya arabaları, telefonları veya radyolara sahip olamazlardı." Bu cümlenin neresini düzeltsek bilemiyorum artık.
Bir de kitap baskıya girerken son olarak kim kontrol etmişse artık, o sırada dikkati yerinde değilmiş. Bulgaristan'da bir Musevi ailesinin yaşamının anlatıldığı bölümde bakalım ne yazıyor? "Acı soğukta Rodos Dağları'nda beş atarlı Avusturya yapımı tüfekleriyle dolaşıyorlardı." "Bu cümlede ne yanlışlık var?" diyenlere, Bulgaristan'da Rodos Dağları diye bir yer olmadığını, Rodos'un Ege Denizi'nde Yunanistan'a bağlı bir ada olduğunu, bu dağların olsa olsa Rodop Dağları olabileceğini söylemek isterim.
Geçenlerde Kadıköy'de iki kitapçıda baktım. Aynı hatalar olduğu gibi duruyor. Eğer bendeki baskı ile aynı ise tamam. Farklı baskı ise neden düzeltilmemiş acaba? Benim okuduğum Kasım 2008 1. baskı. Bir ara gidip tekrar bakacağım. Farklı baskı ise bu hatalar kimsenin dikkatini çekmemiş demektir.
Limon Ağacı'nın ön kapağında, gri kapağıyla, pembe kapağıyla yüksek satışlara ulaşmış Elif Şafak'ın "Bu acı veren öykü, kitap bittikten sonra bile insanın aklında kalmaya devam ediyor." şeklindeki övgüsü yer alıyor. Elif Şafak orijinal İngilizce baskısından okumuşsa bu hataların farkına varamamıştır mutlaka.
Bilinen bir tarihi gerçek bu kitapta da yinelenmiş. Dalia Eşkenazi'nin atalarının Bulgaristan'a gelişi, 1492'de İspanyolların Yahudileri kovmasına kadar dayanıyor. Osmanlı Padişahı II. Bayezid Cadiz Limanı'na gemiler gönderip binlerce Yahudiyi imparatorluk topraklarına getirmiştir. Yahudiler buna 1870'lerde, Bulgarlar bağımsızlık için Osmanlı ile mücadeleye kalkıştıklarında, Bulgarlar ile beraber hareket ederek teşekkür etmişlerdir. Lakin bunun karşılığını, 1940'larda Hitler'in baskısı ile hareket etmek zorunda kalan Bulgaristan Devleti'nden baskı görerek ve ülke dışına sürülerek almışlardır.
Benzer bir etme bulma hikâyesi de kitabın Arap kanadı Beşir Khairi'nin ataları ile ilgili. Araplar I. Dünya Savaşı sırasında ve neticesinde Osmanlı egemenliğinden İngiliz mandasına geçmek için çalışmışlar ve başarılı da olmuşlardı. İngilizlerin Araplara teşekkürü, Filistin'e Yahudi göçüne izin vererek, bugünki coğrafyada her tarafı Arap olan haritanın orta yerine İsrail Devleti'nin kondurulması ile olmuştur. İngilizler bu göçe izin vererek, himaye ettikleri toprakları daha doğrusu sömürgesini kaybetmek zorunda kalmıştır.
Hürriyet Gazetesi 60. kuruluş yıldönümünde gazetenin ilk sayısını hediye etmişti okurlarına. 1 Mayıs 1948 tarihli bu ilk sayıda Filistin-İsrail sorunu manşette yer bulmuş. "Ürdün ve Irak orduları Filistin'e girdi." Sonucunda ne olduğunu Limon Ağacı'ndan öğrenebilirsiniz. Bugün de çok kereler Filistin-İsrail sorunu ile ilgili haberler gazetelerde yer alıyor. Halbuki 61 sene geçmiş o haberin üzerinden. Değişen çok fazla şey var ama sanki hiçbir şey değişmemiş gibi.
Filistin-İsrail sorununun başlangıcı sayılabilecek olay, 1917'de yayınlanan Balfour Bildirisi'dir. Bu bildiride İngilizler, Filistin'de Museviler için ulusal bir vatan kurulmasına yardım edeceklerini taahhüt ediyorlardı.
Sonrasında dünyanın her yerinden Filistin'e akan Yahudi göçünün önünü alamayan İngiltere, yönetimi o zamanlarda yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler'e bırakıp arkasına bakmadan çekti gitti.
Yahudilerin geliş amacı bir devlet kurmaktı ve buna göre planlı ve disiplinli hareket ediyorlardı. Zamanında Arapların Yahudilere satmış oldukları toprakların da artmaya başlaması ile Arap-Yahudi sorunu önüne geçilemez bir hal almaya başlamıştı. 30 Kasım 1947'de Birleşmiş Milletler, Filistin'in Yahudi ve Arap olarak ikiye bölünmesine oy birliği ile karar vermişti. Yahudiler söz konusu bölgede nüfusun üçte biri oldukları halde toprakların %54,5'i ile limon ve tahıl ekilmiş tarlaların %80'den fazlasını alacaklardı. Daha sonra çıkan savaşta bu %54,5 oranını %78'e kadar çıkrattı İsrail.
Kitap kronolojik bir biçimde Yahudi-Arap ya da İsrail-Filistin sorununu işliyor.
Göze çarpan önemli olaylardan biri de 1967'deki Altı Gün Savaşı. Mısır başkanı Nasır önderliğindeki Arap devletlerinin İsrail'le savaşı. Altı gün değil altı saat kadar sürmüş denilebilecek olan bu savaşta, Suriye, Mısır ve Ürdün'ün hava kuvvetlerinin hemen hemen tamamını yok etti İsrail. Üstüne de Doğu Kudüs, Suriye'nin Golan Tepeleri ve Mısır'ın Sina Yarımadası'nı da işgal etti. Bu kısa süren savaşta bu kadar işi nasıl başardıklarını İsrailliler tabi ki Yehova'ya bağlıyor. Ben de karşısındaki Arap ülkelerinin yöneticilerine de sormak lazım diyorum.
Son yorum olarak; kitabın tarafsız bir dil ve bakış açısı ile yazıldığını kabul etmek gerekir. Çevirideki sorunlara rağmen yarı tarihi bir roman formatındaki eser gerçekten etkileyici. Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran olaylardan Filistin-İsrail sorunu, bu yüzyılda da aynı şekilde devam ediyor.
Kitaba ismini veren Limon Ağacı 1998'de ölüp, yerine 2005'te yeni bir fidanın dikilmesi ile bu güzel eser sona eriyor.
Teşekkür kısmında Elif Şafak'ın da ismi geçiyor. Bir dip not olarak ekleyeyim.