Bu kitap Tolkun Yayınları etiketi ile çıkmış. Türkiye Türkçesine aktaran Banu Muhyaeva. Hazırlayan Himmet Kayhan. Fakat Şafak Sancısı - Yüzyılların Kavşağında Muhabbet adı altında DA Yayınları altında basılmış yeni bir versiyonu da mevcut.
Kitap, Cengiz Aytmatov ve Muhtar Şahanov'un genellikle tarih ve milli kültür üzerine yaptıkları sohbetler şeklinde tanımlanabilir. Hayranı olduğum ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov ve ünlü Kazak şair Muhtar Şahanov'un
üstün entellektüel birikimleri karşısında saygı duymamak elde değil.
"İki insanın yaptığı sohbet bir okur için ne kadar çekici olabilir ki?"
şeklinde bir düşünce peydah olabilirse de bu düşünce Kuz Başındaki Avcının Çığlığı - Yüzyılların Kavşağında Sırdaşlık için geçerli olamaz. Son derece akıcı ve özellikle Türk kültürü ve tarihi açısından bilgilendirici bir eser.
Bu kitaba hakkını verebilmek açısından biraz geniş olarak değerlendirmek ve tanıtmak isterim.
Kitap Cengiz Aytmatov'un Sırdaşlık Kıvancı adı altında yazılmış bir nevi önsözü ile açılıyor. Bu bölümde ilginç bir bilgiyi ediniyoruz. Sohbetler yapıldığı esnada Muhtar Şahanov Kazakistanın Kırgızistan büyükelçiliği görevini yapıyor.
Sohbetler, bölümler halinde tasnif edilmiş. İlk bölüm;
Dört Ana veya Anayurda Ayak Basmak adını taşıyor.
Dört Ana derken ne ifade edilmek istemiş Muhtar Şahanov'un şiirinden öğreniyoruz.
Kaderini köksüzlük illetinden kolla!
Her insanın öz anasından başka
Hep koruyan, hep dayanan
Arkasında olmalıdır kudretli dört ana:
Tuğan Ceri - Temel kazığı,
Ana dili - Satılamaz varlığı,
Öz gelenek, Örf âdet - direği,
Yoluna ışık saçar daima.
Ve milli tarihi, hatırlanması
ne kadar ağır ve acı olsa da.
Tuğan Ceri, ana yurdu, öz vatanı anlamına geliyor.
Cengiz Aytmatov'un memleketinde yedi atasını sayabilmek
geleneği varmış. Bunun sebebini Aytmatov akraba evliliğine bağlıyor.
Altıncı ve yedinci göbeklerden sonra ancak kan bağının ortadan
kalktığını belirtiyor.
Bu bölümde ayrıca Cengiz Aytmatov'un babası Törekul Aytmatov'un halk düşmanı olduğu gerekçesi ile tutuklanması ve bir daha ondan haber alınamaması da anlatılıyor.
İkinci bölüm; Cömert Işıklı Yıldızlar veya Bir Avuç Toprak adını taşıyor.
Bölümün ana konusunu Kırgızların ünlü destanı Manas oluşturuyor. Cengiz Aytmatov'un yazarlıkta sesini duyurması da bu bölümün bir başka konusu.
Üçüncü bölüm; Yüzyılların Gölgesindeki Suç veya Markiz De Sad - Çift Dişli Afrika Balığının Zehiri olarak isimlendirilmiş.
Sadizme adını vermiş olan Markiz De Sad ve sapkınlıklarından bahsedildikten sonra günümüz gençliğinin merhametsizliğinden dem vurmuşlar. Ayrıca bu bölümde Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel (Borandı Beket) romanında da işlemiş olduğu mangurtluk (mankurtluk) kavramından da bahsedilmektedir. Mangurtluk, zombilik benzeri bir kavramdır. Manas Destanı'nda
da geçen bu kavram şöyle tarif ediliyor. Geçmişteki Kırgız, Kalmak
çatışmaları sırasında alınan esirlerin kaçmasını ve tam manası ile
itaatkar olmasını sağlamak için öncelikle tutsağın saçları kazınır.
Daha sonra yeni kesilmiş deve ya da sığır derisi kafasına sıkıca
bağlanır. Bu şekilde eli ayağı bağlı olarak güneşte bekletilir. Yaş
deri güneşte kurudukça kafayı sıkar ve kemikleri kıracakmış gibi olur.
Yeniden çıkmaya başlayan saçlar ise kurumuş deriyi delemediğinden
tekrar geri dönüp tutsağın kendi kafa derisine batar. Bu işlem bütün
sinir duygusunu öldürür. Tutsak bir hafta on gün içerisinde ya mangurta döner ya da ölür.
Dördüncü bölümün ismi; İktidar Manevi Zenginlik veya Bu İki Silahın Padişahlar, Hanlar, Krallar ve Başkanların Kaderindeki Görüntüsü.
Bu bölümde genel olarak, bağımsızlıklarını kazanan Sovyet
cumhuriyetlerindeki demokratik yapı üzerine sohbetler var. Dünyadaki
bazı göze batan iktidar sahiplerinden de bahsediliyor. Muhtar Şahanov bu iktidar sahiplerinden söz ederken şöyle bir cümle kuruyor.
"Ünlü Atatürk ise Türk Dünyası'nın başını birleştirmede,
canına kıyarcasına ter dökmüş, yüksek anlayışlı bir önder olarak tarihe
geçti. Ya, cennette nur içinde yatsın Turgut Özal? Türkiye
Devleti bir tarım ülkesi olarak beline kadar borca batmışken, yeni
reformlar uygulayıp ülkesini sıkıntıdan kurtarmadı mı?"
Bölümün en ilginç yeri ise Cengiz Aytmatov'un adının Kırgızistan'ın ilk cumhurbaşkanlığı için geçmesi konusu. Aday olursa seçilmesine kesin gözüyle bakılan Cengiz Aytmatov ise bu teklifi kabul etmeyerek daha sonra Kırgızistan'ın ilk cumhurbaşkanı olacak olan Askar Akayev'i öneriyor.
Beşinci bölüm; Kaybolan Akkuğu'nun Hüznü veya Denizanası'nın Sırrı adını taşıyor.
İnsanoğlunun ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini konu alan bu bölümde kitaba ismini veren Kuz Başındaki Avcının Çığlığı hikayesi de anlatılıyor.
Altıncı bölüm; Küpten Çıkan Kafatası veya Türk Tarihine Bakış adı altında.
Ulusların tarihlerini bilmeleri ve doğru yorumlamaları gerektiği
düşüncesinden hareketle, daha ziyade Türk kavimlerinin tarihinden
bahsediliyor.
Attila'dan bahsedilen kısımda ilginç ayrıntılar var. "Attila'nın gerçek adı Edil Batır'dır. Bugün Volga olarak bilinen nehrin diğer adı da Edil'dir." deniliyor. Söyleniş özellikleri ve Türkçe'ye çeviri sırasında bazı aksaklıklar olmuş olabilir. Volga Nehri'nin antik zamanlardaki adı Atıl/İtil/Atal olarak geçiyor. Bildiğim kadarı ile İdil ismi de kullanılıyor. Attila da buradan geliyor denilmekte. Ayrıca Avrupa halkları arasında şöyle bir deyişin günümüze kadar ulaştığı söyleniyor. "Altıncal'ın ayağının bastığı yer bir daha göğermez." Altıncal, Attila'nın atının adı.
Bir başka ünlü Türk de unutulmamış bu bölümde. Kendi adı ile anılan hikayeler ile bilinen Dede Korkut da sohbetin bir kısmına konu oluyor. Halk söylencelerine göre milli Türk çalgısı kopuzun da Dede Korkut'un keşfi olduğu belirtiliyor.
Yedinci ve sonuncu bölüm Bizim Hayatımızdaki Kadınlar veya Güzeller Üzerine Aramızda Geçen Şiir Akşamı adını almış.
Bu bölümde Cengiz Aytmatov ve Muhtar Şahanov'un aşk
hayatlarına dair bazı anılar bulunuyor. Bunun dışında kadının
toplumdaki yeri üzerine de sohbetler var. Bir de ilginç bir gelenekten
bahsediliyor. Şöyle ki; Kafkas halklarında iki erkek yaka paça tutuşup
kavga ederken, aralarına bir kadın girip beyaz başörtüsünü bırakırmış.
Böyle yapınca öfkeli iki tarafın mutlaka ayrılıp, kavgayı bırakmaları
gerekirmiş. "Çünkü bu, incelik ve güzelliğin kaynağı olan ananın
hükmüdür." diyor Muhtar Şahanov.