Geçmiş zaman; adını tam olarak yazmayı beceremeyeceğim Rus üstad Çaykovski`nin "Kuğu Gölü Balesi" eserini ilk duyduğumda daha önce dinlemediğim halde, sanki dinlemişim hissine kapılmıştım. Sonra hatırladım. Bu melodiyi daha önce bir akrabamızın masa saatinde duymuştum çocukken. Hatta saati kurup kurup dinlerdim. Bunu da saatler ile ilgili düşünürken hatırladım. Yani zincirleme hatırlama reaksiyonlarından sonra esas düşünmek istediğim şeye ancak gelebildim.
Ben aslında Ahmet Hamdi Tanpınar`ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" kitabı ile ilgili düşünüyordum. Bilmeyenler için kitabın konusunu kısaca anlatayım.
Baş karakter geçmiş hayatını anlatarak girişi yapıyor. Bunu da kitabın konusu olan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" bahsine gelebilmek için gerekli olduğu gerekçesi ile anlattığını söylüyor. İlginç hayat hikayesi "Halit Ayarcı" isimli bir şahısla tanışması ile daha da ilginçleşiyor. Bu şahıs o sıralarda işsiz olan baş karakterimizle birlikte "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" nün -her ne kadar baş karakterimiz farkında olmasa da- temellerini atıyor. İsmi nedeni ile şaşırmayın. Gerçekten de saatlerin ayarı üzerine bir enstitü açılıyor. Üstelik de devlet destekli. Tamamen hayali olan bu roman da bu enstitü üzerine gelişmeye devam ediyor.
Bu kitabın ismini yıllardır bilmeme ve ismi nedeni ile de çokça merak etmeme rağmen bir türlü okumak nasip olmamıştı. Fakat o kadar aklımdaydı ki, aşağıda bir örneğini göreceğiniz onlarca diyalogda kendine yer bulmuştu.
- Saat kaçta buluşacağız?
- Öğleden sonra 2 gibi.
Bu sırada her iki taraf da bir 007 James Bond filmine yakışacak şu replikle devam ederler kol saatlerine ya da telefonlarındaki saatlere bakarak.
- Saatlerimizi ayarlayalım.
Benim de çok zaman dahil olduğum bu saçma diyalog nedense bir hayli yaygın. Sonrasında gülüşülür ya da biraz ciddi yaratılışlı isek en azından gülümsenir. En nihayetinde de aklıma bu diyalogdan sonra hep "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" gelir. Hatta son zamanlarda işi abartarak "Saatleri Ayarlama Endüstrisi" gibi saçma bir terim de uydurarak yeni bir sanayi dalı da oluşturmaya çalışmadım değil.
Günlerden bir gün Zincirlikuyu Metrobüs girişinde yerde kitap satanlardan birinde "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" nü buldum da aldım. Hatta adam benim "Şansa bak be. Guvvetli." gibi kendime has nidalarımı duyunca, yine "Ahmet Hamdi Tanpınar" ın "Sahnenin Dışındakiler" adlı kitabını da fırsat bu fırsat diyerek elime tutuşturdu. Üstüne de "Bu da yeni kitabı abi." gibilerinden bir cümle kurarak tebessüm etmemi de sağladı. Esnaf dediğin böyle olur. Allah razı olsun.
Yeri gelmişken küçük bir itiraf yapmam lazım. Ben nedense üstadın ismini "Ahmet Hamdi Tampınar" olarak biliyordum. Kitabın üzerinde "Tanpınar" olarak görünce "Allah Allah!" diyerek diğer kitaba da baktım ve gerçekten de "Tanpınar" olduğunu üzülerek öğrendim. Yıllardır doğru olarak bildiğim bir şeyin yanlış olması nedense beni hep rahatsız eder. Hatta sinirlendirir.
Son olarak; "Ahmet Hamdi Tanpınar" birazdan okuyabileceğiniz ünlü "Bursa`da Zaman" şiirinin de şairidir. Bizim zamanımızda lise kitaplarında yer alan bir eserdi. şimdiki lise kitaplarında var mıdır bilmem ama yoksa bir kayıptır. (Varmış. İnternet kafede bir lise öğrencisi edebiyat kitabını unutmuş. Ben de kitabı kurcalarken gördüm.)
"Saatleri Ayarlama Enstitüsü" çok enteresan bir kitap. Tavsiyeye şayandır. Tarihi itibariyle az da olsa Arapça ya da Farsça kökenli kelimeler barındıran bu kitabı okuyacaklara da bir başlangıç olması açısından en çok kullanılan kelimelerden biri olan "behemehâl" kelimesinin anlamını söyleyeyim. Bu sözcük "Ne olursa olsun, mutlaka, her halde" anlamındadır.
Bursa'da Zaman
Bursa'da eski bir cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinden gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarilerin en ilahisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hala bu taşlarda gülen rüyanın
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camileri eski bahçeler,
Şanlı hikayesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengamelerin
Nakleder yadını gelen geçene.
Bu hayalde uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billur bir avize Bursa'da zaman,
Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk Bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde... ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette
Belki de rüyası büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.
Ahmet Hamdi Tanpınar